Sabahattin Ali kimdir?
Sabahattin Ali (25 Şubat 1907, Eğridere - 2 Nisan 1948, Kırklareli), Cumhuriyet Döneminde roman, öykü, şiir, oyun gibi türlerde 15'ten fazla eser kaleme almış, Toplumcu Gerçekçi Türk şair, roman, oyun ve hikaye yazarıdır.
Sabahattin Ali, babasının görev yaptığı Bulgaristan’ın Gümülcine sancağına bağlı Eğridere ilçesinde Yüzbaşı Ali Selahattin Bey ve Hüsniye Hanım'ın ilk çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Fikret ve Süheyla adlarında iki kardeşi vardır. Trabzon kökenli bir aileye mensup olan yazar Sabahattin Ali'nin büyükbabası Bahriye Alay Emini Oflu Salih Efendi'dir.Hakkında açılan davalar nedeniyle Bulgaristan'a kaçma girişimi sırasında kendisine rehberlik eden Ali Ertekin tarafından 2 Nisan 1948'de Kırklareli'nde başına sopayla defalarca vurularak öldürülmüştür.
Sabahattin Ali'nin “Değirmen” adlı kitabı üç kısımdan oluşuyor ve içinde toplam 16 hikaye var. Ben bu hikâyelerde işlenen Aşk duygusundan, temasından bahsedeceğim.
Sabahattin Ali'nin hikâyelerinde “Aşk”
Sabahattin Ali'nin hikâyelerinde Aşk ulaşılması güç bir duygu ve kavuşamamak haliyle iç içe geçer. Kırlangıçlar hikayesinde iki kırlangıçta birbirini seviyordu ama söylemeye çekiniyorlardı. Yuva kurmak istediklerinde diğer kırlangıçlara benzeyeceklerini düşünüyorlardı ve ikiside hislerini birbirlerine söyleyemedi. Sonunda bir daha hiç görüşemediler. Peki diğerlerine benzemek gerçekten bu kadar kötü müdür? Sonuçta hepsi kırlangıç değil miydi? İllaki birbirlerine benzeyeceklerdi. İnsanların bile düşünceleriyle, duygularıyla ve davranışlarıyla benzerlikleri vardır.
Kurtarılamayan şaheser hikayesinde genç bir şair sevdiği kadını etkileyebilmek için şiirler yazar fakat kız bunları beğenmez ve ona kendinden geçmesini sağlayacak bir şiir yazarsa kalbini açacağını söyler. Şairde yaklaşık olarak 3 yıl memleketinin çeşitli yerlerini gezerek muhteşem bir şiir yazar. Sonunda kıza götürür, kız da bu şiiri beğenir ve sonunda kalbini ona açar ama genç şair kendi yazdığı şiirin büyüsüne kapılmıştır. Kızda bu şiirin onları ayıracağını düşünüp şiiri ateşe atar. Şair delirir ve kızı boğarak öldürür. Bu hikayede, sonuna kadar aşkın mükemmel bir şey olması beklenirken ona ulaşmanın zorluğu ve bu çabanın boşa gitmesi beni üzmüştü.
Ama kız karşısındakinden mükemmel bir şiir isteyecek kadar mükemmel miydi? Yani şairin bu kadar çabasına karşılık kız ne yaptı? Gerçekten bu şiiri hakedecek kadar çok mu sevdi? Ya da çok mu çabaladı? Demek istediğim karşımızdakinden beklentilerimiz varsa bizde onun beklentilerini karşılayabilmeliyiz. Her zaman tek tarafın çabaladığı bir ilişki bence gerçek aşk değildir.
Değirmen hikayesinde bir grup çingene göç ederken bir ovayı çok beğenirler ve oraya yerleşirler. Değirmende yaşlı bir adam ve bir kolunu küçükken kaybeden kızı birlikte yaşar. Atmaca ile kız birbirlerini sever. Ama kız kolu olmadığı için ona acıdığını düşünür. Sonunda atmaca kolunu değirmene kaptırır. “Fakat sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir. “Bu söz eskilerle şu anki Aşk anlayışını çok farklı olduğunu ortaya koyuyor. Sevdiği için kolunu kesmekle, günümüz gençlerinin mesaja 30 dakika geç cevap verdi diye 1 hafta konuşmamalarıyla kıyaslanamayacak kadar fedakar olmak gerçek Aşk. Son olarak aralarında en sevdiğim hikaye olan viyolonselde iki genç birbirini seviyor. Ama kızın viyolonseli ondan daha fazla sevdiğini düşünen adam,çalmasını istemiyor. Ve bir deniz gezisinde Afrika'nın bir köyünde sahile vururlar. Burada yaşamaya başlarlar. Ama kadın hastalanır ve adamdan ölürken ona viyolonselle en sevdiği parçayı çalmasını ister. Adam o günden sonra karısının mezarında her gün viyolonsel çalar. Bu hikayede ikisininde birbirini sevdiğini gerçekten hissettim. Adamın vefası ve sadıklığı beni çok etkiledi.
Sonuç olarak Sabahattin Ali'nin hikâyelerinde aşk, zamanla olgunlaşıp büyüyen bir duygu değil; daha çok boşlukta kaybolan, belirsizlikle sonuçlanan bir duygudur. Aşkı insanlar arasında kurulan bir bağdan çok onları birbirinden ayıran aşılamaz bir uçurum gibi gösterir. Ama en derin ve en yoğun haliyle aşk, insan olmanın bir parçası ve hayatımızın anlamıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder